AB-D ADINA CELLAT OLMAK




DEVLETI ÇAGIRDI DIYE KOZINOGLU AFGANISTANDAN KOSARAK GELDI ANCAK KAÇMA SÜPHESIYLE TUTUKLANIP YARGILANAMADAN "ÖLDÜ"?!..

Türkiye’nin kaderine bakın. Küresel katiller hatırına kendi insanlarını feda etmek… İnfaz kararı karanlık merkezlerce verilenleri “kanun(!)“ları kullanarak ölüme yollamak… Tıpkı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i yabancılara yaranmak için idam sehpasına yolladıkları gibi…

Dün Kemal Bey’i idama yollayan zihniyet, bugün başka isimlerle günümüz Kemal Beyleri’ni ölüme yolluyor. Kemal Bey aleyhine şahitlik yapan işbirlikçilerin torunları, basın yolu ile yalancı şahitlik yapmaya devam ediyor…
Atalarımız boşuna “göl yerinden su eksik olmaz” dememiş.

Kaşif Kozinoğlu Adalet(!) Bakanı’nın tutsak evinde kalp krizi(!) geçirip yaşama veda etti. Vatanına hizmet etmenin bedelini Kemal Bey gibi canıyla ödedi. Allah rahmet eylesin. AB-D’ye rağmen PKK ile mücadele eden kim varsa tek tek intikam alınıyor. Hatta bugünün değil, dünün de intikamı alınıyor. Kimden mi? Emperyalizmin değirmenine taş koyanlardan..
Dersim isyanını bastıranlardan, Şeyh Sait’e dersini hak ettiği gibi verenlerden…

Mustafa Muğlalı’nın adının kışladan kaldırılması ise, iki büklüm olmuş Genel Kurmay Başkanı’nın resmiyle bir bütünlük arz ediyor.

Erdoğan’ın Dersim katliamı diyerek Türk Devleti’ni sanık sandalyesine oturtması, Seyit Rıza’yı haklı görmesiyle açıklanabilir.

Haklı gördüğü Seyit Rıza Kimdir bir bakalım:
“Akıl hocaları Ermeni-Kürt Derneği kurucusu ve Kürtçülük adına her türlü hainliği yapmaktan çekinmeyen Baytar Nuri Dersimi ve Kürt Teali Cemiyetinin bölgedeki uzantılarından Koçgirili Alişir`de kışkırtma ve isyana teşvik gibi görevlerini ifada ön sıradaki yerlerini koruyorlardı.
75 yaşında ki Seyit Rıza, kendisini neredeyse bir Kürt ( oysa Kürt gözüken bu hain seyidim diyerek soyunun Arap olduğunu da kabul etmiş gerçekte ise Türk olduğu bilinmektedir (Alevilerin Etnik Kimliği, Cemal Şener, Etik Yayınları,2002, s.105)) padişahı gibi görmüş, gücüne güvenerek ayaklanmış ancak devlet güçleri baskın çıkmış ve bozguna uğramıştı.
Baytar Nuri`nin önerisiyle İngilizlere mektup yazarak destek aramaya kalkışmıştı.
İşte o mektuptan ibret verici birkaç satır: Yıllardan beridir, Türk Hükümeti Kürt Halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilini gazete ve dergilerde yasaklayarak, anadilde konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan`ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu`nun çorak topraklarına zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek, bu halka zulmetmektedir.

Mektup, yalvarmayla (… üç milyon Kürt benim sesimde Ekselanslarına sesleniyor…) sürüyor. Altında Dersim Generali Seyit Rıza imzalı (30 Temmuz 1937) (Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, S.310)” (Murat Köylü)
“Büyük Kürdistan Hayali” içinde olanlar mütarekenin 7. maddesinden de destek alarak ve mütarekenin imzalanmasından iki ay sonra İngilizlerin desteği ile 30 Aralık 1918 `de alel acele “Kürt Teali Cemiyeti`ni” kurdular.
Kurucuları, daha önce isyan eden çıbanbaşlarının tamamından oluşuyordu. Şeyh Ubeydullah ve hain evlatları, Bedirhan aşiretinin döküntüleri, Babanzade aşireti ve dikkati çeken aşırı bir Kürt Milliyetçisi olan Saidi Kürdi ( Saidi Nursi).
Ne istiyorlardı; Kürt nüfusunun daha yoğun olduğu bölgelerde İslam Halifeliğine ve Osmanlı Saltananatına bağlı kalmaları kaydıyla özerk bir yönetim şekli
Peki bu gün, adına Demokratik Toplum Kongresi denen, sivil toplum kuruluşlarını tek çatı altında toplayan PKK ile doğrudan ilişkili olan ve eşbaşkanları Ahmet Türk ( Kendisi Kanco Aşiretinin Başıdır) ve Aysel Tuğluk’tur ( Kendisi Abdullah Öcalan`ın Avukatıdır) oluşum ne istiyor?
Öcalan’ın tek muhatap olarak kabul edilmemesinin ‘Kürt halkının siyasal iradesine saldırı sayıldığı’ vurgulanarak, Kürt halkı topyekûn direnişe davet ediliyor. (Kaynak:Murat Köylü-Haberokur.com)”
İşte Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rızası.. Devleti tanımayan ve dış güçlere sığınan bir hain. Tunceli’de katledilen Türk Subayları konu bile edilmiyor. Yani demek isteniyor ki: Onlar devleti tanımamakta haklı, Türk subay ve askerlerini öldürmekte haklı. Kendini savunan asker ise katil(!)…”

Saidi Nursi’ye tapanlar Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün yanında yer alan ve Anadolu’yu Kuvva-i Milliye’ye katılmaya ikna eden Libyalı Şeyh Sunusi’yi hiç ağızlarına almazlar, neden?.. Gene Kurtuluş Savaşına destek veren Diyap Ağa’yı ağızlarına almazlar ama hain Seyit Rıza ağızlarından düşmez(!).. Neden?.. Büyük dedeleri de Seyit Rıza gibilerin safında yer aldığı için olabilir mi acaba?
Dünü bilmeyen dünün hesabının bugün görüldüğünü de anlayamaz.
Atatürk’ün “fitne yuvası” dediği Patrikhane baştacı ama Kurtuluş Savaşı madalyasına sahip Papa Eftim’in torunu 4 yıldır Silivri zindanında tutsak. ULU Önder’in “Fesat ve ihanet yuvası” dediği Fener Kilisesi’nin Papazı 6. Konstantin, 1925’teki mübadele sırasında Sirkeci’den trene bindirilerek Yunanistan’a gönderildi. O papazın kemikleri AKP izniyle 86 yıl sonra İstanbul’a getirildi ama Mustafa Muğlalı Paşa’nın adı ömrünü verdiği ordusunun kışlasında kalamadı. Yazık!!.
PKK ile mücadele eden askerleri Hasdal-Silivri hattına hapsederek Şeyh Sait ve Seyit Rıza misyonu karşımıza yeniden dikiliyor.

Şeyh Sait ve Seyit Rıza nasıl İngilizler’e sığındı ise, onları savunan, olmayan şereflerini iade etmeye kalkanlar da “Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir” diyerek aynı merkezlere sığınıyor.
Dünün ihanet ittifakı bugün aynı ittifak içinde, görmüyor musunuz?
Cumhuriyeti kuran irade kin ve nefret olmasın, kaynaşma sağlansın diye ihanet eden isimleri sadece arşivlerinde kayıtlı tuttu, yeni nesillere öğretmedi. Artık zamanıdır. Bu arşivler millete açıklansın ki, Ergün Poyrazlar açıklamak zorunda kalıp diyet ödemesin. Hep diyorlar ya; “geçmişimizle barışalım”diye.
Artık biraz da kendileri şu geçmişleri ile barışşınlar da biz de görelim…
Erdoğan 4 Kasım 2002 tarihinde, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e özel kurye ile gönderdiği mektubu nasıl bitiriyordu:

“Samimiyetle sizin olan
, Recep Tayyip Erdoğan,
Genel Başkan” (1)*

“Sizin olan Recep Tayyip Erdoğan”(!)…

Tıpkı Vahdettin‘in mektubunda yazdığı gibi…
Bu psikolojinin özü nedir biliyor musunuz? Seyit Rıza, Şeyh Sait, Saidi Nursi ve Vahdettin gibileri aklıyarak aslında vicdanlarda kendini aklamaktır. Aynı yolu izleyenler, aynı figürlerden nefret edenler önce aynı yolu izledikleri kişileri meşrulaştırmalı ki, kendileri de o yoldan meşrulaşabilsin.
Kurtuluş Savaşı’nda Yunan, İngiliz, Fransız yanında yer alıp Kuvva-i Milliye’ye karşı savaşan hainler kaybedip yargılandıklarında kinlerini çocuklarına aktardı. Binbir yalan ve nefreti soylarına ekerek sürdürdüler. Onlar benim “merdiven altı üretim” dediğim zehirli, yalan bir tarih üretti. Fısıltı şeklinde ve “aslında” diye başlayan yalanlar serisi... Tabii bu arada hazır zemin bulmuşken yabancı istihbaratlar da boş durmadı.
Emperyalizm kaybettiği savaşın intikamını kendi kuralınca alacaktı. Türkler sadece emperyalizmi yenmekle kalmamış, aynı zamanda mazlum milletlere de örnek olmuştu. Mafya usulu çalışan emperyalizm, baş kaldırandan intikam almalı ki, birdaha başka bir lider çıkıp “Milli Devlet” kurmaya kalkmasın.
Kaddafi ve Saddam’ın o kadar aşağılanarak öldürülmesi bu yüzdendir. Mafya haraç vermeyeni nasıl yol ortasında kurşunlarsa, nasıl karısının koynundan alıp kafasına sıkarsa, mafya devletler de aynı yolu izler. Onlara yardım ve yataklık eden yandaşlar ise şeytani güçlerin “fedaisinden” başka birşey değildir.
“Merdiven Altı Üretimi” zehirli tarih yalanları ile muhafazakar bir kesim zehirlendi. AKP ve Erdoğan’ın beslendiği tarih bilgisi işte bu merdiven altı üretim bilgilerinden ibarettir.
Günümüze geldiğimizde anlıyoruz ki, aslında Lawrence’lar daima içimizde imiş. Ve onlar satın alacak Şerif Hüseyin‘leri daima bulmuşlar.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü(!) ile başlayan yazımı neden yakın tarihe yolculuk yaptırarak devam ettirdim?
Çünkü dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz. Nokta!

İstiklal Mahkemeleri’ni sürekli kin ve nefret ekmek için kullanan “merdiven altı üretim”in sahipleri, kendileri için öyle nefret tohumları ektiler ki, öyle zulümlere ortak oldular ki, ektikleri nefret yedi sülalelerine yetip de artar bile.

Bu zulüm, bu ölümler onları mezarlarında bile takip edecek!..
Kuddisi Okkır, Kaşif Kozinoğlu… Onlar AB-D adına cellatlığa soyunanların öldürdüğü yeni Kemal Beyler’dir! Yurt dışından gelerek teslim olan Rahmetli Kozinoğlu kaçmayıp teslim oldu ama “kaçma(!)” ihtimaline karşılık esir edildi. Sonra mezara yolcu edildi.
Uçgun Geray böbrek hastası idi, tutuklanıp sorgulandı ve o süreç sonunda vefat etti.
Asuman Özdemir emekli bir bankacıydı. Evinde oturmak yerine vatan derdine düştü. Tutuklandı, PKK’lıların içine atıldı. İleri derece siroz hastası olduktan sonra bırakıldı. Eşi mahkeme yollarında yoruldu. Üzüntüye yorgun kalbi dayanamadı ve Asuman Özdemir bırakıldığında sevinemeden eşini kaybetti. Şimdi Asuman Hanım’ın hastalığı son safhada ve hasta bir oğlu var.
İsmail Yıldız ilk tutuklananlardan bir isim… Şimdi Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. 50 kiloya düştüğü söyleniyor. Avukatı yok. Ailesi ziyarete gelemiyor. Eşi başlarda bir defa gelmiş, yeni doğan çocuğunu görsün diye…
Mehmet Demirtaş… Gazcılık yapıyormuş… Sözde bulunduğu söylenen bombaların olduğu evde eskiden kiracı oturmak gibi bir şanssızlığı var.. İzlediğim davasında savunma yaparken; “-Tahliyemi istemiyorum, biliyorum ki kontenjan sınırlı. Bizim dükkan da ahlaksız tekliflere kapalı (gizli tanık ol bırakalım tekliflerini kast ediyor).” Diyordu.

Örtülü eşi ve kızı bir köşede davayı seyrediyordu. Sonra öğrendik ki, iki aileyi omuzlayan ağabey iflas etmiş ve intihar etmiş.

Anlayacağınız sadece Hasdal ve Silivri’dekiler esir değil. Onların bütün aileleri de esir.
Şener Eruygur nasıl olduysa merdivenlerden düştü(!)… O artık bir çocuk gibi bakıma muhtaç…
Bizans medyası tarafından linç edilen kahramanlık madalyası sahibi gazimizin intihara sürüklenişi… Askerlerimizin onur intiharı…
Yani, Derviş Mehmediler’in torunları Kubilay’ın başını kesmeye devam ediyor…
“Yaralı bırakmak olmaz” diyerek köklerine ne kadar sadık olduğunu gösteriyor.
Tolon ve Eruygur Paşa’yı içeri aldıklarında PKK’lı mahkumlarca yuhalandıklarını da unutmayalım.

Dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz! NOKTA!!.

Peki yabancı istihbarat maşaları ne durumda, bir de onlara bakalım:
Bebek katili, uyuşturucu kaçakcısı, 35 bin insanın ölümünden sorumlu vampir, tecavüzcü Apo ne durumda?
Odası Avrupa’dan gelen kağıtlarla döşendi. Davası bitmiş olmasına rağmen avukatları vasıtası ile örgütünü yönetti. Canı sıkılmasın diye yanına arkadaş yollandı. Doktoru daima hazır ve nazır(!)… Silivri-Hasdal hattında esir olanlar Erdoğan-Arınç-Gül ve “kulları” tarafından linç edilirken bebek katili Erdoğan’ın “Sayın” hitabıyla adam yerine kondu. Silivri-Hasdal esirleri Bizans medyası tarafında sürekli dövülürken, Apo ve PKK barış güvercini yapıldı.

Sahi, İmralı’dan asker neden çekilmek istenmişti? Yerlerine neden polis kondu? Narko terörist tecavüzcü ile görüşen devlet erkanı saklı kalsın diye mi acaba? Öyle ya, böyle bir katilden “Mandela” çıkarmak ne kadar gayret edilirse edilsin kolay değildir tabii(!)…

İnsanları “domuz bağı” ile bağlayıp canlı canlı gömenler serbest bırakıldı ama devletin verdiği görevden başka birşey yapmayan Kozinoğlu ölüme yollandı.


Domuz bağcılara hapiste “internet” keyfi sağlanmış ama Silivri sakini gazeteci ve vekiller elle yazmaya devam ediyor.

Ve Boğazlayan Kaymakamı Kemal Beyler aynı ellerce ölüme yollanmaya devam ediyor…

Dün İngiliz Mandası diyenler Malta Sürgünlerine nasıl payanda oldu ise, bugün ABD mandası diyenler CİA rehberliğinde Kozinoğulları’nı ölüme yolluyor…

Bu tabutlar AKP’yi ilelebet takip edecektir.

AKP 9 yıldır kin ekiyor, ölüm biçiyor.
Hiçbir zulüm ilelebet değildir!

Her Firavun’un saltanatını bitirecek bir Musa vardır. Her Nemrut’un saltanatını bitirecek bir İbrahim, her Ebucehil’in cehaletine son verecek bir Muhammet(s.a.) mutlaka yaratılmıştır. Çünkü Allah zalim değildir.
13 yaşındaki kızı cahiliye devrindeki gibi “yargı kararı ile” diri diri toprağa gömenlerin saltanatı mutlaka yıkılacaktır!..

Şeytan bazen fenerci olduğunu zanneder ama aslında fenercisi tarafından “esir” edildiğini enaniyeti dolayısı ile anlayamaz.
Zulüm ve nefret ekenler gün gelir zehir yemeye mecbur kalır.
2. Van depremindeki olaylar için Erdoğan “biz de yargıyı harekete geçireceğiz” diyor. Demokratik bir ülkede başbakanlar yargıyı harekete geçirmez. Yargı suç unsuru bir durum görürse kendisi harekete geçer.
Başbakanların harekete geçirdiği yargı ise Türkiye’de gördükleriniz gibi olur.
Kaşif Kozinoğullarını mezara yollar.
13 yaşında bir kız çocuğunu diri diri toprağa gömer.

ZAHİDE UÇAR yazdı..
İLK KURŞUN





KOZİNOĞLUNU KİM ÖLDÜRDÜ ?


Odatv davasının sanıklarından, MİT Asya sorumlusu Kaşif Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesi gündeme oturdu.
Bu ölümle ilgili haberleri ve yorumları okudunuz, izlediniz. Biz bu haberde, daha hâkim karşısına çıkıp savunmasını dahi yapamayıp hayatını kaybeden Kozinoğlu’nun tutuklandıktan sonra yaşadığı adaletsizliği anlatacağız.

Önce bir hatırlatma…
14 Şubat 2011 günü Odatv’ye ilk polis operasyonu yapıldı. Yapılan operasyon sonucunda, polisler el koydukları 35 ayrı bilgisayar hard diski, 3095 DVC Pro/Betacam arşiv kaseti, 1906 CD/DVD, 471 Mini DV kaset ve 21 VHS kasetten hemen “sözde suç delillerini” buldu! Polisler ne “mahir”di, insan ancak kendi koysa bu kadar çabuk bulurdu! Milyonlarca veri içinden 48 saatten kısa sürede bulunan bu sözde dijital dokümanlar sonucunda, arkadaşlarımız Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tutuklandı.

Avukatlarımız, daha tutuklanma kararı verilmeden, o dijital dokümanların virüs yoluyla bilgisayar korsanlığı yapılarak hard disklere yerleştirildiğini kanıtladı. Ancak hâkim “teknik işlerden anlamam ben” diyerek tutuklama kararını verdi.

KOZİNOĞLU AFGANİSTAN’DAN GELDİ

3 Mart 2011 tarihinde Odatv’ye ikinci polis operasyonu yapıldı. Dört Odatv çalışanıyla birlikte; Yalçın Küçük, Ahmet Şık ve Nedim Şener tutuklandı.
O operasyonda şüphelilerden biri de Kaşif Kozinoğlu’ydu. Kozinoğlu’nun Ankara’daki evinde arama yapıldı.

MİT mensubu Kozinoğlu Afganistan’da görevliydi; ifade vermek için Türkiye’ye çağırıldı. Hemen geldi. Savcı Zekeriya Öz’e ifade verdi ve mahkeme tarafından 10 Mart 2011 tarihinde tutuklandı.

Kaşif Kozinoğlu’nun telefonları 2009’da yaklaşık 1 yıl boyunca dinlenmişti. Ancak dinlenme sonucunda hakkında bir işlem yapılmadı.Suç unsuruna rastlanmadı.

Ne zaman ki Odatv operasyonunda çıkan (ve sahte/virüslü olduğu Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ tarafından kanıtlanan) dijital dokümanlarda adı geçti, o zaman tutuklandı. Gerekçe; Ergenekon Örgütü’ne üye olmak ve devletin güvenliğine ilişkin belgeleri almak/çalmaktı!

HABER KAYNAĞIMIZI AÇIKLIYORUZ
Peki, adı nasıl geçiyordu o virüslü dokümanlarda Kozinoğlu’nun?
Koz” isimli dijital word sayfasında şu yazıyordu sadece:

Rusya ve Özbekistan’daki cemaat operasyonları hakkında Kozinoğlu’ndan gelen belgeleri mutlaka gündeme taşıyalım. Kozinoğlu’ndan gelen diğer belgeleri de değerlendirelim.”

Savcının iddiasına göre; bu nota ilişkin birçok “gizli belge” Odatv’ye Kozinoğlu tarafından sızdırılmıştı!
İddianame diyor ki; Kaşif Kozinoğlu Rusya ve Özbekistan’daki cemaat operasyonlarıyla ilgili belgeleri Odatv’ye sızdırıyor, Odatv de bunu haber yapıyor.

Savcılık ek klasörlere buna “kanıt” olarak bir de haberimizi koymuş: 19 Ağustos 2010 tarihli, saat 18:20’de giren “Nurculara Hapis Yolu Gözüktü” başlıklı haber!

Şimdi…
Cemaat okullarının Rusya’da ve Özbekistan’da kapatılmasıyla ilgili tüm haberlerimizin kaynağını açıklıyoruz:
Risalehaber.com!
Yani Nurcuların kendi sitesi!
Risalehaber’de cemaatle ilgili çıkan haberleri derleyerek zaman zaman Odatv sayfalarında yer verdi. Yani gizli saklı bir durum yok.
Peki, savcının bunu öğrenmesi zor muydu?
Daha doğrusu, savcılık bunu bilmiyor mu?
Elbette biliyor!
Biz “Kozinoğlu’ndan gönderildiğini” iddia ettikleri “belgelerle” hiç haber yapmış mıyız?
Hayır!
Hal böyleyken Kaşif Kozinoğlu da tıpkı diğer Odatv sanıkları gibi komploya kurban gitti.

KOZİNOĞLU’NUN ODATV’YLE İLİŞKİSİ YOK
Ve Soner Yalçın’a savcılık sorgusunda Kaşif Kozinoğlu’nu sordular; Yalçın tanımadığını söyledi.
Keza Kaşif Kozinoğlu da Odatv’yi ve Soner Yalçın’ı tanımıyordu. Savcılık sorgusunda; Odatv’nin adını Afganistan’da görev yaparken operasyon sırasında duyduğunu söyledi.
Yalçın ve Kozinoğlu haklıydı. Aralarında hiçbir telefon, mail vs. irtibatı yoktu. Savcılık da böylesi bir irtibatı gösteremedi.

MİT: KOZİNOĞLU O BELGELERE ERİŞEMEZ
Dedik ya; tek gerekçe sahte/virüslü 2 cümlelik bir dijital word sayfasıydı! Ve o word sayfasında ne diyordu; Rusya ve Özbekistan’daki cemaat operasyonları hakkında Kozinoğlu’ndan gelen belgeler! Bu arada Kozinoğlu’nun savcılık ifadesinde Rusya’ya hiç gitmediğini söylediğini de ekleyelim…
Ayrıca Odatv davasının ek klasörlerinden öğreniyoruz ki (Ek Kls. 34, syf. 268); MİT Kozinoğlu’nun avukatlarının bilgi talebi dilekçesine 15 Mart 2011 tarihinde bir yanıt verdi.
Avukatlar dilekçede şunu sordu:

Görev alanı olan Afganistan ve bölgesi dışında farklı departmanlara ait (irtica, Irak, Rusya vs.) Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı’nda bulunan hizmete özel ve gizli belgelere Kaşif Kozinoğlu erişebilir mi?”

MİT’in resmi yanıtı şu oldu:
Müsteşarlığımız bilgi sistemlerinde kullanıcılar, bulunduğu hiyerarşi ve çalıştığı birim kapsamında sadece iş kuralları dahilinde yetkili olduklar yazılar ile dosyalar içerisindeki dokümanlara erişebilmektedirler. Söz konusu sistemlerdeki erişim kayıt altına alınmaktadır.

Bu kapsamda,Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı emrinde görevli olmayan Kaşif Kozinoğlu’nun,bu Başkanlığa ait yetkili olmadığı herhangi bir dokümana Müsteşarlık bilgi sistemlerinden erişim imkanı bulunmamaktadır"


Evet, MİT özetle diyordu ki; Kaşif Kozinoğlu görev alanı dışında olan belgelere –Odatv bilgisayarında çıkanlar gibi- erişemez!


Yine Odatv ek klasörlerinde (Ek Kls. 71, syf. 25) MİT’in savcılığa gönderdiği bir resmi yazı var (6 Nisan 2011 tarihli). Buna göre; Odatv hard disklerine bilgisayar korsanlığıyla yüklenen “gizli belgelerin” bir kısmının kendilerine ait olduğunu, ancak bunları Genelkurmay Başkanlığı’yla zamanında paylaştıklarını anlatıyor.

Yani diyor ki MİT özetle; evet o belgelerden bize ait olanlar var ama onları Genelkurmay’a da göndermiştik…

BÖYLE İHBAR MAİLİ GÖRÜLMEDİ
Tüm bu bilgiler, resmi yazılar savcının elinde vardı. Ama avukatlarının defalarca talep etmesine rağmen, Kozinoğlu tahliye edilmedi.
Ve yine bu süreçte savcılık, Odatv bilgisayarları için bağımsız bir bilirkişi heyetine başvurmadı. Odatv avukatlarının teknik rapor hazırlatmasını da hep engellemeye çalıştı. Öyle ya, kurulan komplo ortaya çıkacaktı! Atlamamak gerek…

Kozinoğlu’yla ilgili bir de ihbar maili koydular ek klasörlere (Bkz. Ek Kls.34, syf. 8).

Okuduğunuzda göreceksiniz ki; insanlar nasıl bir akıl hastasının, saçma sapan sözde ihbarlarıyla tutuklanıyor… Belki güleceksiniz ama eminiz ki kahrolacaksınız.

Kahrolacaksınız ki; bu toprakların polisleri/savcıları/hâkimlerinin ipe sapa gelmez gerekçelerle insanların nasıl özgürlüklerini ellerinden aldıklarını göreceksiniz.

YASAYA GÖRE TUTUKSUZ YARGILANMALIYDI
Evet… Ve gelelim son bir noktaya…
Savcı Zekeriya Öz’ün Kaşif Kozinoğlu’nun tutuklanmasını talep ettiği ve mahkemenin tutukladığı suç maddesi neydi:
-Ergenekon Örgütü’ne üye olmak
-Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma
Peki, Zekeriya Öz’ün koltuğuna oturan Savcı Cihan Kansız, Odatv iddianamesinde Kozinoğlu’nun suçunu ne diye yazdı?
Odatv iddianamesinin 109. Sayfasından aynen okuyalım:
-Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün hiyerarşik yapısı içerisinde bulunmamakla birlikte, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda örgüte yardım ettiği anlaşılmakla, örgüt üyesi kapsamında olduğu,
-Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri temin ettiği,
-Yasaklanan bilgileri temin ettiği…

Yani…
Yanisi şu; savcı diyor ki özetle:
Kozinoğlu örgüt üyesi değil ama yardım yataklık yapmış. Bu da örgüt üyeliği gibi cezalandırılmalı!

Peki…
Bir şüphelinin tutuklanma nedenlerini açıklayan CMK’nın 100/(3)-a/9 maddesi ne diyor:
TCK’nın 220/7 maddesine atıfla diyor ki; yardım ve yataklık tutuklanma nedeni değildir.

Ama gelin görün ki; Kaşif Kozinoğlu öldüğünde hala tutukluydu! 8 aydır hapisteydi.

SON SÖZ

Özetle…
Kozinoğlu’nun ölümünde cezaevinin ve hastanenin ihmalleri tartışılmalı, ortaya çıkmalıdır.
Ama asıl tartışılması gereken nokta; Kozinoğlu’nun neden tutuklandığı, hakkında bu kadar lehte delil olmasına rağmen neden cezaevine atıldığı olmalıdır.
Kaşif Kozinoğlu’nu işte “ileri demokrasinin” bu hukuktan/adaletten/insan haklarından/vicdandan yoksun yargı mekanizması öldürdü.
Gerisi laf-ı güzaftır.

YAZARI
Odatv.com






MEMİŞ NE DEMİŞ ŞEREFSİZ OKU...
MİT BASKINI ANLATTI
(MİT) MİLLİ İSTİHBARATTA SIR ÖLÜMLER



Tasarim & Grafik:İMECE, TURKIYE
Bu siteyi en iyi IE4.0 ve uzeri browser, 1024x768 ekran genisligi ve yuksek renk modunda izleyebiliriniz.
Her hakki MİLLETİMİZDE saklidir.