1320 Ağustos 1961'de Amerikan ordusu İyonosfer'de bir"telekomünikasyon
kalkanı"yaratmayı planladı. Bu kalkan 3000 km yükseklikte kurulacaktı.
Kalkanın İyonosfer'de kurulma sebebi telekomünikasyonlara manyetik
fırtınalar ve Güneş ışınları tarafından zarar verilebilir olmasıdır.
9 Temmuz 1962'de Pentagon "Project Starfish" adi altında İyonosfer'le ilgili
bir dizi yeni deney yapmaya girişti. Bu deneyler alt Van Allen kemerine
zarar verdi. 1968'de "Solar Power Satellite Project (SPS) ile Güneş
enerjisiyle çalışan her biri bir ada büyüklüğünde olan uydular üzerineçalışıldı. 1975'de fırlatılan "Satürn V Rocket" atmosferde yandı. Bu yanma
İyonosfer'de büyük bir delik açtı.
1978'de SPS Projesi üzerine yeniden çalışılmaya başlandı. Bu dönemde anti
balistik füzeler için uydu isin silahları üzerine çalışıldı. Yüksek enerjili
lazer ışınlarının bir "termal silah" olarak düşman füzelerini yok etmek için
en uygun araç olduğu ileri sürüldü. SPS ayni zamanda psikolojik ve anti
personel bir silahı da ifade etmekteydi. Lazer ışınlan güç bataryaları bir
SPS uydusundan diğer uydulara veya platformlara yayılabilecektir. Bir
psikolojik silah olarak insanlar üzerinde genel bir panik yaratma etkisi
vardır. SPS'nin dünyanın herhangi bir yerindeki askeri operasyonda ihtiyaç
olunan enerjiyi iletme kapasitesinden bahsedilmektedir. Bunların dışında,
gözetim ve erken uyan sistemlerinde gelişmeler, düşman orduların yayınını
bozma ve İyonosfer'de fiziksel değişiklikler yaratma yeteneğine sahiptir.
SPS projesine Başkan Carter'in onay vermesine karşılık, projenin çok pahalı
olması (Enerji Bakanlığı'nın tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye ihtiyaç
duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldırıldı. Ta ki Ronald Reagen başkan
olana dek. Proje Reagen, döneminde yeniden su yüzüne çıktı. Reagen projeyi,
Pentagon'un bütçesinden daha büyük bir bütçe ayırarak "Star Wars" (Yıldız
Savaşları) adi altında harekete geçirdi.
1970'lerin sonlarında Pentagon, düşmana ait nükleer çevrede iletişimin radyo
ve televizyon teknolojisinde kullanılan geleneksel yöntemlerle
gerçekleştirilemediğini fark etti. 1982'de bir komuta kontrol elektronik alt
sistemi geliştirildi. "Ground Wave Emergency Network (GWEN)" denilen bu
sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu.
1981 yılında "Orbit Maneuvering System" (OMS) ile uzay mekikleri için SPS
uzay platformları inşası planlandı. NASA'nın ürettiği uzay mekiğininİyonosfer'e enjekte ettiği gazların İyonosfer'e etkisi üzerine çalışıldı.
Deneyler sonucunda ABD İyonosferik delikler açabildiğini gördü. 1985 yılında
yeni mekik deneyleri yapılmaya başlandı. 1980'lerde ABD yılda 500600
civarında roket fırlatıyordu. Bu sayı 1989'da zirveye (1500 adet) ulaştı.
Bütün bu deneylerin atmosfere ciddi etkileri oldu.
1986'da, Çernobil faciasından hemen önce, ABD Mighty Oaks olarak bilinen
Nevada'daki test bölgesinde hidrojen bombası deneyleri yapıyordu. Bu
deneyler X ışınları ve parçacık isini silahlarının geliştirilmesi
programının bir parçasıydı. ABD 1991'de Körfez Savaşı sırasında
elektromanyetik titreşim silahları (EMP) olarak adlandırılan silahları test
etti.
1993 yılında başlatılan HAARP projesi iste tüm bu deneylerin devamı ve Star Wars programının bir parçası durumunda.
HAARP'in tarihi
Dünyadaki en büyük petrol şirketlerinden biri olan ARCO'nun şubesi ARCO
Power Technologies Incorporated (APTI), HAARP projesini inşa edecek
müteahhit şirketti. ARCO bu şubeyi, patentleri ve ikinci safha inşa
kontratıyla Haziran 1994'de ESystems'e sattı. ESystems istihbarat
servislerine is yapan, dünyadaki en büyük müteahhit şirketlerden biridir.
CIA, savunma istihbarat örgütleri ve diğerleri için is yapar. Yıllık
satışlarının 1.8 trilyon doları, kara projeler (o kadar gizli projeler ki
ABD Kongresi paranın nasıl harcandığını konuşmuyor) için olan 800 milyon
dolarla birlikte, bu örgütlerdir.
ESystems'in hisseleri, dünyadaki en geniş savunma müteahhitlerinden biri
olan Raytheon tarafından satın alindi. 1994'de Raytheon Fortune, ilk 500'ler
listesinde 42 numaradaydı. Raytheon, bazıları HAARP projesinde değerli
olacak binlerce patente sahip. Aşağıdaki 12 patent, HAARP projesinin
omurgası ve simdi Raytheon ismi altında tutulan binlerce diğerleri arasında
saklanıyor.
Bernard J. Eastlund'un 4686605 nolu patenti, "Method and Apparatus for
Altering a Region in the Earth's Atmosphere, lonosphere, andor Magnetosphere
(dünyanın Atmosferinde, iyonosferinde ve/veya Magnetosferinde Bir Bölgeyi
Değiştirmek için Yöntem ve Cihazlar) bir yıldır hükümet gizli emri altında
mühürlü. Bu patente göre, Nikola Tesla'nın 1900'lerin başındaki çalışması
araştırmanın temellerini şekillendirdi.
Olayın bir de ticari boyutu olabilir tabii. Bu teknolojinin, patentlerin
sahibi ARCO için ne kıymeti olacak? Elektrik gücünü gaz alanları içinde bir
güç merkezinden tüketiciye kablosuz olarak ışınlayarak muazzam kazançlar
elde edebilirler.
Bir süre için, HAARP araştırmacıları bunun HAARP için amaçlanmış
kullanımlardan biri olduğunu kanıtlayamadılar. Bununla birlikte, Nisan 1995
de Begich diğer patentleri buldu. Bu yeni APTI patentlerinin bazıları
gerçekten de elektrik gücünü göndermek için kablosuz bir sistemdi. Ayni,
Tesla'nın projesi gibi.
Eastlund'un patenti, bu teknolojinin uçakların ve füzelerin sofistike rehber
sistemlerini bozabileceğini veya tamamen çatlatabileceğini söylüyordu.
Dahası, dünyanın geniş alanlarına başkalaşan frekansların elektromanyetik
dalgaları ile bu püskürtme yeteneği ve bu dalgalardaki değişimleri kontrol,
karada ve denizde, havada olduğu gibi iletişimi nakavt etmeyi mümkün hale
getirecekti.
Begich bunun dışında 11 tane başka APTI patenti buldu. Nükleer çaplı
radyasyonsuz patlamaların, güç ışınlama sistemlerinin, radarlarını, nükleer
başlık taşıyan füzeler için dedektör sistemlerinin, şimdiye kadar
termonükleer silahlar tarafından üretilen elektromanyetik titreşimlerin ve
diğer Yıldız Savaşları oyunlarının nasıl yapılacağını açıklayan çalışmalardı
bunlar. Bu patent demeti HAARP silah sisteminin temelinde yatıyor.
iki yazara göre, sanki havadaki ve zihinsel tahriplerdeki EM titreşimler
yetmemiş gibi, Eastlund süper güçlü İyonosferik ısıtıcının havayı kontrol
edebileceğiyle övünüyor. Begich ve Manning'm aydınlattığı hükümet
dokümanları gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol teknolojisine sahip. HAARP
tam güç düzeyine eriştiğinde, tüm yarımküreler üzerinde hava etkileri
yaratabilecek.
Eğer bir hükümet dünyanın hava modelleri ile deney yapıyorsa,
yapılan is gezegendeki herkesin en önemli ortak sorunlarından biridir.
Begich ve Manning'in kitabi, Prof. Elizabeth Rauscher gibi bağımsız bilim
insanlarıyla görüşmeleri içeriyor. yüksek enerji fiziğinde uzun ve
etkileyici bir kariyere sahip olan ve prestijli bilim dergilerinde yazıları,
kitapları basılan Rauscher, HAARP'i yorumluyor: "Korkunç enerjiyi, son
derece nazik, İyonosfer olarak çağırdığımız bu birden fazla tabakaları
kapsayan moleküler konfigürasyonun içine pompalıyorsunuz." İyonosfer,
katalitik reaksiyonlara eğilimli, Rauscher açıklıyor: "Eğer küçük bir parça
değiştirilirse, İyonosfer'de büyük bir değişim olabilir".
îonosferi nazik bir balans sistemi olarak tanımlarken, Dr. Rauscher, onun,
zihnindeki resmini paylaşıyor: bir çorba kabarcık. "Eğer kabarcıkta
yeterince büyük bir delik açılırsa", Rauscher kehanette bulunuyor,
patlayabilir".
Bilinç kontrolü mü?
Begich ve Manning tarafından yapılan araştırmalar, garip projelerin örtüsünü
kaldırdı.Örneğin, ABD Hava Kuvvetleri dokümanları insanin zihinsel
eylemlerini manipüle etmek ve değiştirmek [geniş coğrafik alanlar üzerinde
titresen radyo frekans radyasyonu (HAARP'in maddesi) aracılığı ile] için bir
sistem geliştirildiğini meydana çıkardı. Bu teknoloji hakkında en çok
anlatılan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski'nin (Carter'in eski ulusal
güvenlik danışmanı) ve J. F. Mac Donald'ın (Johnson'a bilim danışmanı ve
UCLA'da jeofizik profesörü) jeofizikal ve çevresel savaş için güç ışınlama
transmiteri hakkında yazdıkları yazılarından gelir. Bu dokümanlar, bu
etkilerin nasıl insan sağlığı ve düşüncesi üzerinde olumsuz etkilere neden
olabileceğini gösterir.
Brzezinski 25 yıl önce Kolombiya Üniversitesi'nde bir profesörken yazmış
olduğu bir kitapta söyle diyor:
"Politika stratejistleri beyin ve insan davranışları üzerine yapılan
araştırmaları sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G. J. F. Mac Donald
(savaş problemlerinde uzman) doğru olarak zamanlanmış, suni olarak
uyandırılan elektronik darbelerin dünyanın belirli bölgeleri üzerinde
göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalıbına önderlik
edebileceğini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmiş bölgelerdeçok geniş nüfusun beyin performansını bozacak bir sistem geliştirebilir.
Ulusal çıkarlar için davranışları manipüle etmede çevreyi kullanma
düşüncesinin ne kadar derinden rahatsız edici olduğu kimileri için sorun
değil; böyle kullanıma teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek birkaç on
yıl içinde gelişecek."
1966'da Mac Donald, Başkan'ın "Bilim Danışma Komitesi"nin ve daha sonra
Başkan'ın "Çevre Niteliği Konseyi"nin bir üyesiydi. Askeri amaçlar içinçevresel kontrol teknolojilerinin kullanımı üzerine yazılar yazdı. Bir
jeofizikçi olarak yaptığı en derin yorum, jeofiziksel savaşın anahtarının,çevresel istikrarsızlıkların (yani küçük bir miktar enerjinin ilavesinin çok
daha büyük miktarlarda enerjiyi salıvermesi) tanımlanması olduğu önermesidir
Jeofizikçiler çevresel karmaşaya enerji eklemenin geniş etkileri
olabileceğini fark ettiler. Bununla birlikte insanlık halihazırda çevremize,
kritik kütle tesis ettiğini anlamadan, ciddi miktarlarda elektromanyetik
enerji ekliyor. Begich ve Manning'in kitabi bu konuda çeşitli sorular
yükseltiyor: "Bu ekler etkisiz mi yoksa ötesinde onarılamaz bir zarar
verecek kümülatif bir miktar var mi? HAARP geri dönemeyeceğimiz bir
yolculuğun son basamağı mi? başka bir seri şeytani Pandora'nın Kutusu'ndan
salıverecek başka bir enerji deneyi üzerine para yatırmak üzere miyiz?"
1970 başlarında Z. Brzezins" ki, yavaş yavaş ortaya çıkacak, teknoloji
bağımlı " daha kontrol edilebilir ve daha yönetilebilir bir toplum"u Öngördü Bu topluma, oy kullananları iddialı süper bilimsel "knowhow" ile etki
altında bırakacak bir elit grup tarafından hükmedilecekti. Bu elit, halkın
davranışlarını etkilemek ve toplumu yakin gözetim ve kontrol altında tutmak
için son modern teknikleri kullanarak politik amaçlarına ulaşmada tereddüt
etmeyecekti.
Begich'e göre Brzezinski'nin tahminleri doğru çıktı. Bugün, söz konusu elit
için birkaç yeni araç ortaya çıkıyor. Araçları kullanma izni için
politikalar zaten hazır. "ABD nasıl yavaş yavaş kontrol edilebilir
teknotopluma dönüşecek?" sorusu soruluyor. Kademe taşları arasında
Brzezinski, halkının güvenini kazanmak için, devam eden sosyal krizleri ve
kitle medyasının kullanımım umut ediyor.
ABD Kongresine ait kayıtlar, İyonosfer'e gönderilen sinyallerle dünyaya
nüfuz etmek için, HAARP'in kullanımıyla meşgul oluyor. Bu sinyaller
gezegenin içinden kilometrelerce derine bakarak, düzenli yeraltı askeri
gereçlerinin, minerallerin ve tünellerin yerini bulmak için kullanılacak.Senato 1996'da sadece bu yeteneği geliştirmek için 15 milyon dolar ödenek
ayırdı. Problem su: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar için gerekli olan
frekans, insanin zihinsel fonksiyonlarının tahribi için en çok zikredilen
frekans dizisinin içinde. ayrıca balıkların ve vahşi hayvanların (ki kendi
rotalarını bulmak için rahatsız edilmemiş enerji alanı üzerinde ilerlerler)
göç modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak.
Begich ve Manning yeni teknolojilerin insanin beyin potansiyelini
geliştirmek için inanılmaz imkanlara sahip olduğunu söylüyorlar. Bu
teknolojiler öğrenme, hafızayı geliştirme ve insan davranışı modifikasyonu
için kullanılabilir. Beyin teknolojileri alanında önemli bir isim olan
Michael Hutchison, bu alanı sıradan insanlara açtı.
Hutchison'un açıkladığı gibi beyin, oranlı dar üstün frekanslar bağı içindeçalışır. Üstün beyin dalga frekansları beyinde yer alan aktivite çeşitlerine
aracı olur. 4 temel beyin dalga frekansı grubu vardır ki bunlar çoğu
zihinsel aktiviteyle birleşirler. Birincisi, beta dalgaları (1315 Hertz veya
titreşim saniyede), bir kişinin dikkati normal aktivitelere doğru dışa
yöneldiği zaman, normal aktivite ile birleşir. Bu alanın yüksek sonu, stres ve kışkırmış (heyecanlı) durumlar ki düşünmeyi ve algısal becerileri bozar
ile birleşir.
İkinci grup, alfa dalgalan (812 Hertz), gevşetmeye aracı olabilir. Alfa
frekansları öğrenme ve odaklanmış zihinsel fonksiyonlar (is görme) için
idealdir. Üçüncüsü teta dalgaları (47 Hertz); zihinsel imgelemeye, hafızaya
ve iç zihinsel odağa girişe aracı olur. Bu durum genellikle genç çocuklarla,
davranışsal niodifikasyon ve uyku durumlarıyla ilgilidir. Son olarak, ultra
yavaş delta dalgalan (53 Hertz), bir kimse derin uykudayken bulunur. Genel
kural odur ki, beynin üstün dalga frekansı, saniyede titreşim süresinde
rahatlanıldığında en düşüktür ve insan en uyanık ve heyecanlıyken en
yüksektir. Beynin, elektromanyetik araçlar ile dıştan canlandırılması
(tahrik edilmesi) bir dış cihaz (jeneratör) ile yeni bir safhaya
geçirilmesine veya kilitlenmesine neden olabilir. Üstün beyin dalgaları dış
tahrik tarafından yeni frekans kalıplarına sürülebilir veya itilebilir.
başka bir deyişle, dış sinyal sürücüsü veya itici cihaz beyni bir yolculuğaçıkarır, normal frekansları beyin dalgalarında değişikliğe neden olmaya
bütünüyle ++++rür; ki bu daha sonra beyin kimyasında değişmeye neden olur;
ve bu da daha sonra beyin çıktılarında, düşünce şekillerinde, duygu veya
fiziksel durum şekillerinde değişmeye neden olur. Beyin manipülasyonu iki
yoldan birine çıkar: Faydalı veya zararlı.
Spesifik dalga formları kombinasyonu ile birlikte çeşitli frekanslar
beynindeki belirli kimyasal karşılıkları tetikler. Bu nörokimyasallarin
salıverilmesi beyinde endişe duyguları, hırs, depresyon, ask vb. sonuçları
olan spesifik reaksiyonlara neden olur. Bütün bunlar ve duygusal entelektüel
karşılıkların tüm bu gidiş gelişi (değişimler), spesifik elektriksel uyanlar
sonucu ortaya çıkan bu beyin kimyasalların (kimyasal ajanların) özel
kombinasyonları sonucunda ortaya çıkar. Beyin sıvılarındaki bu belirli
karışımlar olağanüstü özel zihinsel durumları ortaya çıkarabilirler. Örneğin bilinçli davranış kaybı, karanlık korkusu vb. Bu alandaki çalışmalar
düzenli olarak yapılan yeni buluşla da çok hızlı bir yüzdede ilerlemektedir.
Bu spesifik frekansların bilgisinin çözümü, insan sağlığını anlamada anlamlı
bir gelişme sağlayabilir. ELF için taşıyıcı olarak hareket eden radyo
frekans radyasyonu kablosuz olarak beyin dalgalarını değiştirmede
kullanılabilecek. Bu HAARP'ini bilinç kontrolü konusunda, uygulamalarında
neler yapabileceğinin göstergesidir. Bununla beraber, HAARP'ın kayıtlarında,
bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya çıkarılmamıştır; fakat Begich ve
Manning'in kitaplarındaki hükümet dokümanlarında görünmektedir.
Beyin aktivitesinin kontrolü için gereken güç düzeyi 520 mikroamper gibi çok
küçük bir değerdir ki bu da 60 Wattlik bir ampulü yakmak için gereken
enerjiden binlerce kat daha küçüktür. Yazarlar çalışmalarında gerekli olançok küçük enerji üzerine konuşmaktalar. Beyin aktivitesini etkilemek için
gereken hız, enerji seviyesi ve dalgalar formu kombinasyonundan oluşur. Son
yirmi yılda ve özellikle son birkaç yıldaki gelişmeler çok büyük ilerlemeler
sunmaktadır.
araştırmalar, uluslararası olarak, dış elektromanyetik alanlar tarafından
beynin kolayca yönlendirilebileceğini veya durumları değiştirmek için
etkilenebileceğini buldu. Bu buluşlar hem bilim insanları hem de sıradan
insanlar için yeni araçlar tedarik etti. Yeni araçlar elektrikli "cranial"
kafaya ilişkin uyarı aletlerini, ses sistemlerini, ışıklı uyan sistemlerini
ve diğer birçok beyin yönlendirme ve geri tepki (destek yankı) cihazlarını
içermektedir. Teknolojik ilerlemeler ayrıca, insanların kendi beyin
aktivitelerinin yararlı sonuçlar için nasıl kontrol ve manipüle edileceğini öğrenmelerine izin veren özel kontrol ve gözetim araçlarına eklendi.
Raporlar diğerlerinin yanında gevşemeyi, ağrı kontrolünü, öğrenme hızını ve
hafızanın geliştirilmesini içermektedir.
Hutchison'm en son çalışması henüz birleştirilen düşünce teknolojilerinin
son tanımlarını sağlıyor. Onun son kitabi "büyük beyin gücü", okuyucularınıçok hızlı değişen (o kadar ki bilimin uygulamalardan daha hızlı geliştiğinin
fark edildiği) alana ulaştırıyor. Sinir sistemi bozukluklarının düzeltilmesi dikkat dağınıklığı ve çocuklardaki hiperaktif bozuklukların düzeltilmesi,diğer şeyler arasında ilaç ve alkole bağlı bozuklukların düzeltilmesi
konusundaki son durum tartışılıyor. Bu tip elektrotip, bu tıbbi
araştırmaların en ilginç alanlarını oluşturur.
Son yıllarda araştırmalar tıbbi ve psikolojik uygulamaların şaşırtıcı olumlu
sonuçlarına doğru genişlemiştir. Bu sonuçların bazıları Amerikan Hava
Kuvvetleri tarafından fark edildi. Ne yazık ki askeri çalışmalar bu
teknolojiyi insanlık yararına kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma
yönünde devam etmektedir.
Flanagan'ın nörofonu
Amerika'nın en yetenekli mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962'de tıbbın
değişeceğini öngörmüştü. "Bir gün tıbbi pratiğin tüm konsepti elektronik
tarafından değiştirilecek. însanlar ilaçtan ziyade elektronik olarak tedavi
edilecek." diyen Dr. Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hâlâ en gelişmiş
beyin yönlendirme aracı olarak kabul edilen "Neurophone"yi (elektronik
telepati makinesi) keşfetmişti.
Flanagan son söyleşisinde, HAARP'in sadece dünyanın en büyük İyonosferik ısıtıcısı değil, ayni zamanda tasavvur edilmiş en büyük beyin yönlendirme
cihazı olduğunu not etmektedir. HAARP kayıtlarına göre, cihaza son sekli
verildiğinde (cihaz tüm bölgesel toplulukları etkilemeye yetecek düzeyde
enerjiye sahip birçok dalga formu kullanır),VLF ve ELP dalgalarını
gönderebilecek.
Dr. R. 0. Becker 60'lann başında ELF taşımak için DC akiminin üstüne sinyal
ekleyerek ELP deneyleri yaptı. Becker bu konsepti bir ELF kullanarak test
etti, 110 Hertz (pulses per second) sinyal insanlar üzerinde, test subjeleri
arasında yükselen bilinç kaybı sonucunu verdi. Sonuçlar ELF'nin yani insanin
beyin fonksiyonlarının en çok etkileyen frekansların, dışardan çok derin
sonuçlarla manipüle edilebilir olduğunu gösterdi.
1958'de Dr. Patrick Flanagan, 14 yaşındayken nörofonu icat etti. Bu ona
zamanımızın en parlak mucitlerinden biri unvanını kazandırdı. Nörofon cihazı sesi (kelimeler ve müzik gibi) elektrik uyanışına (impulse), hem de bunu
vücut üzerindeki herhangi bir noktadan direk olarak kulak ve bütün duyma
mekanizmasını büsbütün baypas edip beyne transfer ederek, dönüştürebilir.
araştırmacılar teknolojiyi tartışırken, altı yıldan fazla bir süredir
Birleşik Devletler Patent Ofisi" cihaz için patent vermeyi reddetmektedir.
Sonuçta hükümet nörofonun asla çalışmayacağını açıkladı ve patenti reddetti.
Bundan sonra Flanagan ve avukatı, çalışan cihazı inceleyicisine göstermek
amacıyla alet modeliyle Washington DC'ye gittiler. inceleyici ikiliye sağır
olan isçilerinden biri üzerinde kullanılıp olumlu sonuç alındığı takdirde
cihaz için patenti tekrar açacağını ifade etti. Alet denendi, sağır isçi
gönderilen sesi duydu ve patent onaylandı.
Dr. Flanagan daha sonra Tafts Üniversitesi'ne çatışmak üzere gitti. Burada
nörofonun bir sonraki araştırma kademesini geçme amacıyla çalıştı. Deniz
Kuvvetleri için insan ile yunus konuşması üzerine çalışmaya başladı. Bu
araştırma 3 boyutlu (3D) holografik ses sisteminin gelişmesine olanak
sağladı. Bu sistemin özü bir sesin uzayda herhangi bir yere yerleştirilmesi
ve bir dinleyicinin bu sesi fark edebilmesine dayanır.
ilave çalışmalar dijital nörofonun gelişmesine büyük olanak sağladı.Cihazın önemini keşfeden ABD Savunma îstihbarat Ajansı (DIA) acil olarak onu ulusal
güvenlik maddesi olarak gizlilik altına aldi. Dr. Flanagan yeni çalışmalar
yapmaktan ve teknolojisi hakkında konuşmaktan 4 yıl boyunca men edildi.
Güvenlik gerekçesi sonunda kaldırıldıktan ve ilk nörofonun icadından 20 yıl
sonra Dr. FIanagan sinirli olarak Mark XI ve Thinkman Model 50 üretebilme
asamasina geldi ve bunlar öğrenme aletleri olarak kullanıldı çünkü ilkel örneklerdi.
0 yıllardan itibaren Flanagan periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalıştı
ve nörofonik teknoloji için gelişmeler dizayn etti. Bu cihazın gelişmişşekilleri, bilgisayar beyin etkileşimi cihazları olarak kullanılabilir.
Büyük miktarlarda düzgün olarak formatlanmış enformasyonun uzun dönem
hafızaya transfer edilmesi fikri eğitimde devrim niteliğinde bir gelişmedir.