HAARP:
High Frequency Active Auroral Research Program (Yüksek Frekensli
Aktif Auroral Arastirma Programi)
Bu
yazida okuyacaklariniz simdiye kadar çok az duyulmus ve ürkütücü
bir projeye ait: "Radyo Dalgalari ile Deprem Yaratma Projesi"
HAARP
Nedir?
HAARP, HF'da yüksek enerji çikislari ile iyonosferin isitilmasi
ve burada bir takim degisimler yapilarak etkilerinin incelenmesi için
baslatilmis bir projedir. Kullanilan frekans araligi 2.8-10MHz arasidir,
çikis gücü ise resmi kaynaklarda 3.6 Gigawatt olarak
belirtilmesine karsilik 10 Gigawatt'a çikarilabilecegi açiklanmaktadir.
Bu enerji dünyadaki en büyük radyo vericisi ünvanini
kazandirmaktadir. Merkezin 1 saat boyunca çalistirilmasi durumunda
Hirosima atilan atom bombasi kadar enerji ortaya çikaracagi hesaplanmistir.
Fakat bu merkezin yilda 4-5 kere ve sürekli olmayip vurus modunda
(seri ve güçlü atislar üretme) ile çalisacagi
bildirilmektedir.(Bahse konu enerjinin aslinda ne kadar tehlikeli boyutlara
ulasabilecegini göstermek için bu örnek verilmistir)
Ilk
kez Nicola Tesla tarafindan ortaya atilan "Dünyasal Sabit Dalgalar",
dünyanin kendi kendine bir elektrik ürettigi ve uygun konumlarda
bu dalgalara erisilerek kontrol edilebilecegi söylemektedir. Tesla
bunu ispat etmek için uygun frekanstaki bu titresimleri kullanarak
elektrik enerjisini çok uzaklara tel kullanmadan aktarabilmisti.
Deneyinde 40Km uzaklikta bir yerde 200 ampülü yakabilmisti.
Yine Tesla'nin bir amaci da "Kablosuz Dünya Iletisim Kulesi"ni
insa etmekti. Tesla dünya çapinda bir iletisim düsünüyordu,
kisacasi bugünün Internet dünyasini tasarliyordu. Fakat
bunu kablosuz ortamda gerçeklestirecekti, ama ömrü bu
projeyi yapmaya yetmedi.(1856-1943) Tesla konusu basli basina özel
bir konu olup arasira bu dahinin görüs ve teorilerinden yararlanacagiz.
HAARP'in
Amaçlari:
Bunu ikiye ayirmak durumundayiz; birincisi ABD hükümeti tarafindan
yapilan resmi açiklamalar, digeri ise bagimsiz kaynaklarin, radyo
amatörlerinin ve arastirmacilarin yaptiklari.
HAARP'in
resmi kaynaklardaki amaçlari:
1-Atmosferdeki
termonükleer araçlari kontrol edecek elektromanyetik vuruslari
gerçeklestirmek.
2-Denizaltilar ile haberlesmeyi kolaylastirmak. Bu haberlesme ELF(Extremely
Low Frequency) ve VLF(Very Low Frequency) dedigimiz 30Hz-30KHz civarinda
çalismaktadir. ELF nin yan etkileri bilindiginden mevcut ELF vericileri
ile HAARP vericileri degistirilmek istenmektedir.
3-Radar sistemlerini gelistirmek.
4-Çok genis bir alanda ABD ordusunun haberlesmesini saglamak.
5-Cray ve EMass süperbilgisayarlarinin yardimi ile yer altinin tomografik
haritasini çikarabilmek.
6-Petrol, dogalgaz ve mineral yataklarini tespit etmek.
7-Cruise füzesine benzer alçak irtifadan uçan füze
ve hava araçlarini havada imha etmek.
Simdi
HAARP karsiti açiklamalara bakalim ve teorileri destekleyen olaylari
inceleyelim.
1-Iklimleri
degistirebilir.
2-Kutuplari eritebilir veya yerinden oynatabilir.
3-Ozon tabakasi ile oynayabilir.
4-Deprem yaratabilir.
5-Okyanus dalgalarini kontrol edebilir.
6-Dünyanin enerji kusaklari ile oynayarak insan biyolojisini ve beynini
etkileyebilir.
7-Radyasyon yaymadan termonükleer patlama olusturabilir.
Yukarida
yazanlari tekrar okuyup son 10 yilda yasanan olaylari göz önünüze
getirmenizi istiyorum. Akliniza gelen örneklerin sadece basit doga
olaylari veya küresel isinmayla açiklanamayacagini bir kez
düsünün. Dünyamiz yasadigi sikintilari sadece dogal
nedenlerle mi yasiyor, yoksa insan parmagi isin içinde mi?
HAARP
ve Doga Olaylari Iliskisi:
1981 yilinda nükleer mühendis ve ABD nin önde gelen Tesla
arastirmacilarindan Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Dernegi'nde
bir konferans verdi. Konusmasinin bir bölümünde 1978 yilinda
Specula dergisinde de tartisilan Tesla vericileri tarafindan üretilen
kalici dalgalardan bahsetti.
"Yaptigimiz
sey frekansi degistirmektir. Eger frekansi bir yönde degistirirseniz,
enerjiyi dünyanin diger bölümünde hedeflediginiz yerin
ilerisindeki atmosfere bosaltirsiniz. Havayi iyonize etmeye basladikça,
hava akisi seyrini, jet gidislerini vb. seyleri degistirebilirsiniz. Bu
mükemmel bir hava makinasidir. Eger ani bir sekilde bosaltirsaniz,
bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez
kivilcimlar ve ates toplari dünyanin yüzeyine bosalacaktir.
Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapinda dev hava degisikliklerine
yol açabilirsiniz."
28.Temmuz.1976
yilinda Çin, Tanghan'da yasanan ve 650.000'in üzerinde kisinin
ölümüyle ilgili New York Times'da bir yazi çikti.
Sarsintidan hemen önce gökyüzü aniden aydinlanmisti.
Beyaz ve kirmizi isiklardan olusan bu ates topu 200 mil uzaktan bile görülmüs,
birçok agacin yapraklari yanmis ve sebzeler kavrulmustu, tipki
17 Agustos 1999 depreminde oldugu gibi.
1979
yilinda 56 önemli deprem olmus. 1981 yilinda ise bu rakam 71'e yükselmis.
Bu tarihte hem ABD, hem de Rusya ELF ericilerini arttirmisti. Burada kisa
bir bilgi notu daha düsmek istiyorum. Dünyada büyüklügü
7 ve üzerindeki depremlerin yillara dagilimi: 70 li yillarda 5, 80
li yillarda 5 ve 90 li yillarda 9 dur. Bilim adamlari ne kadar olaylari
dogal seyrinde giden bir durum gibi izah etmeye çalissalar bile
sismik hareketlerde gerek sayi gerekse büyüklük olarak
bir artis vardir.
Volkanik
hareketlerde, sel ve tayfunlardaki artislari da güncel haberleri
takip edenler görmektedir. Dünyamiz adeta bir kabuk degistirmektedir.
Bu olaylarin ortaya çikmasinda insanlarin ne kadar etkisi olmaktadir.
Yer altinda yapilan nükleer patlamalarin, dünyanin çok
farkli yerlerinde volkanik ve sismik hareketlere neden oldugunu artik
biliyoruz. Zaten bu nedenle denemelere son verildi. Ama dünyamizin
dengesini ve dogal gidisini degistiren HAARP ve benzeri sistemler halen
kullanilmaktadir. Isin tehlikeli bir yönü de yaratilmak istenen
küçük ve kontrollü atmosferik ve sismik olaylarin
kontrolden çikacagidir. Buna domino tasi etkisi de denmektedir.
Örnegin Ankara'dan Istanbul'a uzanan bir domino tasi dizisi yapalim.
Bir tasi devirdigimizde sirayla Istanbul'a kadar uzanan taslar devrilir.
Fakat bu taslarin gittikçe büyüdügünü
düsünelim ve Istanbul'daki son tas 1 ton agirliginda olsun.
Küçük bir domino tasini Ankara'dan devirdigimizde 1 ton
agirligindaki son tas yikildiginda ortaya çikan enerji ilk verdigimiz
enerjiden kat kat büyüktür ve bilim adamlari özellikle
sismik olusumlarda bu tip küçük tetiklenmelerin büyük
sarsintilar meydana getirebilecegini kabul etmektedir.
Teknik
bilgiler içeren bu yazidan sonra HAARP (Kiyamet teknolojisi) isimli
kitaptan alinma emekli bir subayin açiklamasini okuyun.(bu kitabin
tamamini okumanizi tavsiye ederim.)
Saat
gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini
evlerinden disari atarken sanki bir kiyameti yasiyor gibiydiler. Belkide
insanlarin çogu, ölümün kendilerine ne denli yakin
olabilecegini ilk defa bu denli yakindan gördüler.
Donanma
komutanliginin görkemli devir teslim törenine mütakip,deprem
hiç beklenmedik bir zamanda, ansizin çikagelmisti. Iki firkateyni
gece boyunca aydinlattigi orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralik
havai fiseklerin aydinlattigi Gölcük semalari bir kaç
saat sonra bilimadamlarinin "deprem isimasi" dedikleri ancak
hala ne oldugu tam olarak anlasilamayan bir "sey"le aydinlandi.
Bir kaç saat sonra, o unutulmaz ugultunun ardindan bütün
Türkiye derin uykusundan uyandi.
Binalar birbiri ardina devrilirken, ölüm binlerce insani ayni
anda yakaliyordu. Devlet hazirliksiz yakalanmisti. Binlerce insan, teknik
yetersizlikten ötürü enkazlarin altinda günlerce bir
kurtarici beklerken öldüler. Kisa süre sonra kamuoyu hummali
bir tartismanin içinde buldu kendini. Binalarin depreme dayanikli
yapilmayisi, fay hattinin üzerine yerlesim alanlarinin kurulmasi
gibi argümanlar sikça duyulan seylerdi. Televizyon kanallari
tartisma programlarini depreme ayiriyorlardi. Bu sirada deprem anini yasayan
insanlar depremle ilgili enteresan seyler söylemeye basliyor; kamuoyu
tam olarak anlam veremesede iddialari can kulagiyla dinliyordu. Enkazdan
kurtarilan bir bayan Ali Kirca'nin yönettigi Siyaset Meydaninda sunlari
söylüyordu. "O gece ne oldugunu bilmiyorum ama bildigim
bir sey varki bu depremden farkli bir seydi. " Iddialara yenileri
ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcilar'a
kadar genis bir alanda görülen "ates topu" ile ilgili
bilimsel bir açiklama yapilamiyordu.Bazi bilimadamlarinin görülen
ates topunun "deprem isimasi" oldugunu söylemelerine ragmen,
neden diger depremlerde de benzeri bir isima yasanmadigi sorusunun cevabi
net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile, bu da sadece bir tezdi
ve geçerliligi de en fazla diger tezler kadardi. Bu arada depremin
neredeyse iki hafta önce elime geçen bir dergide yer alan
ifadeler oldukça ilginçti.
Depremin
merkez üssünün Gölcük Donanma Komutanligi oldugunun
resmen açiklanmis olmasi, dergide yer alan ifadeleri daha da sasirtici
kiliyordu. Depremin merkez üssünün Türkiye
Cumhuriyeti'nin bagmsizliginin sembolü olan bir askeri üs olmasi
kuskusuz ilginçti.
Furkan
dergisinin Temmuz sayisinda, yer alan ifadeler aynen söyleydi: "Mesela
basina verilmeyen, ancak istihbarat kapsaminda edindigimiz bilgilere göre,
Gölcük askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana
gelmektedir. Kapilar kendi kandine açilmakta, mühimmat depolari
içinde, siyahi ziyaretçiler görülmekte, arabalar
durduk yerde çalismakta..." Bu dergide yer alan ifadeler,
depremden tam bir ay önce yazilmisti.
Gölcükte neler oluyordu.? Kocaeli depremi dogal bir afetmiydi.?
Yoksa suni yaratilmis olabilirmiydi.? Bu konuda hemen deprem sonrasi bir
takim teoriler ortaya atilmaya baslandi. Kimine göre Ruslar bomba
patlatmisti ve buda depreme neden olmustu. Kimileride Yugoslavya'ya atilan
bombalarin yerkabugunun dengesini bozmasi sebebiyle depremin gerçeklestigi
söylüyordu. Hatta bazilarina göre bu isi PKK bile yapmis
olabilirdi. Nitekim CNN televizyonu Basbakan Bülent Ecevit ile yaptigi
bir reportaj sirasinda böyle bir soruyu sormakta herhangi bir beis
görmedi. Kimide bunun baska bir terorist örgütün isi
oldugunu veya uzay arastirmalarinin bir parçasi oldugunu söylüyordu.
Ancak
bu teoriler arasinda en akla yatkin olan Feture Times'da yayinlana arastirma
dizisinde yer alan hikayeydi. Bu seneryoya göre, San Andreas fay
hattinda meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine
çok büyük zarar verecegini bilen ABD, yer kabugundaki
degisimleri izliyerek, daha deprem olusmadan tektonik katmanlar arasinda
artan basinci degisik noktalardan patlatip bosaltarak, büyük
depremi küçük depremler haline dönüstürmenin
yolunu bulmustu. Yillar önce Sirp asilli Amerikan bilimadami mucit
Nicolas Tesla tarafindan gelistirilen bu "düsük frekansli
elektromanyetik isinimla yüksek enerji nakli" teknigini,hem
Ruslar hemde Amerikalilar uzun zamandir bir silah olarak kullanmanin yolunu
ariyorlardi. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan genis
alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yillardir çok
güçlü bir silah gelistirmek amaciyla üzerinde çalistigi
bu projeyi, bir yandan da barisçi "deprem indirgeme"
sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayi ve fonlama devamliligini
saglamayi amaçliyordu. Bu nedenle proje önce Avusturalya'nin
çiplak ve seyrek nüfuslu kirsal bölgelerinde denendi
ve gelistirildi.
Daha
sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sira.
Degisik
zamanlarda Kafkaslar'da Okyanus tabaninda ve Güney Amerikadaki Ant
daglarinda tektonik uyarilar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma
konusunda büyük adimlar atildi. Bu arastirmalar Amerika'da HAARP
ve diger askeri tesislerin kumanda merkezlerinden yürütülüyordu.
Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde sismik
ag sebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi
saniyesine devasa bilgisayarlarin kayitlarina gönderilmeye baslandi.
Universiteler ile ortak projeler gelistirilerek yüzlerce bilim adamina
Amerikada deprem konusunda arastirma yapma bursu verildi. Ancak projenin
gizliligi esasti. Bu nedenle tüm iliskiler paravan arastirma kurumlarinca
yürütüldü. Ancak zaman zaman bilgi sizintisina da
olanak verilerek halkin bu konuda genel fikri olmasi istendi.
Kobe'de
ve daha baska yerlerde meydana gelen depremlerin arkasindaki gariplikler
halkasi bu sekilde bazi çikar gruplarini, töre ve mafya örgütlerinin
isi gibi gösterilmek istendi. Bundada büyük ölçüde
basarili olundu. Ve gün geldi bu sistem Türkiye'de denenmek
istendi. Bölge zaten bu amaçla yillardir sismik espiyonaj altindaydi.
Nitekim gelismeleri dikkatle takip edenler depremden hemen sonra milli
istihbarat teskilatinin girisimleriyle türk telekomun Türkiyenin
sismik bilgilerini pentegona ileten nato üssünün iletisimini
nasil kestigini hatirliyacaklardir.
ABD'nin
asil hedefi kuzey anadolu fay hattindaki deneyden elde edecegi bulgulari
San Andreas fay hattinda uygulamaktir. Bu iside çok yüksek
askeri gizlilik tasidigindan yürütme isi Israilli uzmanlara
verilmistir. Gerekli makina ve donanim gizlice denizaltilarla Gölcük
üstüne getirilerek yeralti-denizalti korunaklarina kuruldu.
Türk makamlari durumdan detay baz''a haberdar degildi. Bunu Israillilerle
yürütülen askeri tatbikatin bir parçasi olarak düsünüyorlardi
belki de. Israil'le erikalilar gece sartlarinda elektro sismik haberlesme
tatbikati yapacaklardi. Deney basarili olacagindan sonunda kimse normaldisi
bir seyin oldugunu farketmeyecekti. Bu amaçla Gece Sahini Tatbikati'niin
(Operation Night Hawk) saat 03:00'te baslamasi planlandi. Gece saat tam
03:00'te dügmeye basilacak ve Gece Sahini devreye alinacakti. O an
uzay filmini andirir devasa cihazlar çalismaya basliyacak ve 1-2
dakika içinde de olusturduklari muazzam enerjiyle Marmara'nin altindaki
tektonik tabakayi zayif yerlerinden kirip, aylardir olusan basinci disari
atacaklardi. Böylece büyük bir deprem önlenmis olacakti.
Ama o gece sabaha karsi bir seyler yanlis gitti. Ve beklenen gerçeklesmedi.
Hersey bir anda olup bitmisti.
Doga
kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almisti. 45 saniye
süren deprem, beklenenin 10.000 kat üstünde bir güçle
gelmisti. Heryeri bir anda yerle bir etmisti. Zayiflayan ve titreyen elektrikler
az sonra geri geldiginde, gece saat 03:05'I gösteriyordu. Daha bir
kaç dakika öncesine kadar korunagin içinde sampanya
patlatmayi bekleyenler, simdi korkudan buz gibi donmus, hareketsiz ayakta
duruyorlardi. Kimsenin agzini biçak açmiyordu. On binlerce
insan, çoluk çocuk, o an enkaz altinda can çekisiyor
veya cansiz yatiyordu. Bu düsünce ile hepsi ürperdi. Bu
tarihin en büyük felaketiydi; hemde insan eliyle yaratilan...
Sessizligi Israilli komutanin buz gibi emri bozdu: "Lets pack! We're
moving out! Call operation Q! Right now! Immediately! Stop whinning! Move,
move, move!" (Toplanin!Kaçiyoruz! Q planina geçiyoruz...
Simdi.. Hemen! Hadi, hadi!!!)
Iste
o andan sonra çantalardan çikan "Q plani çalismaya
basladi. Ilk önce bölgedeki tüm haberlesme ve elektrik
enerjisi felç edildi. Ilk 3 dakika içinde Israil Baskani
Barak ve Birlesik devletler Baskani Clinton ile irtibat kuruldu. O anda
Israil'de Ben Gurion'un Lod askeri havaalanindan 4 adet savas uçagi
esliginde 2 nakliye uçagi havalaniyordu. 2 dakika sonra da israil
deniz kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanligina bagli tüm
birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi.. Amerikan 6'nci filosuna
bagli gemiler de rotalarini Istanbul'a çevirmek için Pentegon'dan
emir aldilar.
Bu
arada ilginç bir sey daha olmustu. Depremle ilgili haberler birbiri
ardina gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu.
20 Agustos Cuma aksami televizyonlar bir Israil uçaginin Ataköy
açiklarinda denize düstügünü duyurdu. Ancak
bir süre sonra haber kesildi ve uçagin akibeti ile ilgili
bir daha haber alinamadi. Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetlerinden
bir dostum beni aradi ve bu olayda bir takim soru isaretleri bulundugunu,
bu konunun perde arkasini arastirmami rica etti. Kisa süre sonra
ulastigim bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düstükten
kisa süre sonra teknesiyle o sirada Ataköy açiklarinda
olan balikçi Abdullah kaptan tarafindan kurtarilmisti. Abdullah
Kaptan olayi su sekilde anlatmisti: "Uçagin düstügünü
görünce derhal yardima gittik. Uçagin kanatlari yara
almisti. Hemen uçagi bagladik ve Zeytinburnu limanina çektik.
Tesekkür beklerken küfür yedik. Ne oldugunu bile anlamadik."
Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4.
Botunun sorumluluk alanindaydi.
Arastirmalar
Sahil Güvenlik'in bu konuyla ilgilenmedigini ortaya çikardi.
Olay yerine gelen televizyon ekipleri ise sasirtici bir sekilde çekim
yapmaktan vazgeçmislerdi. Daha sonra uçagi Zeytinburnu'na
yanastiran balikçi Abdullah Kaptan olayi Kumkapi'daki Gümrük
muhafaza iletti. Kisa süre sonra tutanak tutuldu. Ancak Gümrük
muhafaza da tutanak tuttuguna pisman oldu. Uçagin sahibi Israil
asilli biriydi. O gece ne oldu ise bir türlü anlasilmadi.
Deprem
için 1900'lerin basindan beri Nicola Tesla adindaki Sirp asilli
bilimadaminin bulusu olan "elektromanyetik endüksiyon teknigi"
(Tesla Makinesi) kullanildi. Tesla makinesi'ni nasil çalistigi
hala bir sir, ama Amerikalilar'in uzun zamandir bu makine üzerinde
çalistiklari biliniyordu. Tesla, ilk olarak ilkel bir düzenek
ile 1908 yilinda Sibirya'da Tsunga bölgesinde bir deney yapmis ve
burada meydana gelen patlama sonrasi olusan çevre tahribati korkunç
boyutlardaydi. Hirosima'nin 40.000 katina yakin enerji açiga çikmisti.
Patlamanin etkisi kilometrelerce kare alana yayilmisti. Ancak ortada en
ufak bir krater veya metal kalintisi yoktu. Bu durumda bir göktasinin
düsmüs olmasi ihtimali ortadan kalkiyordu. Bilimadamlari Tsunga'da
ne oldugunu hala tam olarak çözmüs degillerdi. Ancak
yillardir Avustralya'da karada, açik arazide ve Kaliforniya'da
da suüstü ve sualti askeri tesislerde bu deprem (Tesla)makinesinin
denenmekte oldugu da sir degil.
Buradaki
garip tabiat olaylari ve sik sik olan depremler ile bilgiler internetteki
sitelerde bile yer almakta. Ancak baslangiçta askeri amaçli
olarak gelistirilen bu acayip doga silahi daha sonra kaynak sorunuyla
karsilasinca barisçi amaçlarla da kullanilacak sekilde adapte
edildi. (Tipki atom bombasi ve TNT gibi.) Makinenin Kaliforniya'da San
Andreas fay hattinda olacak muhtemel bir deprem öncesi kullanilmasi
düsünüldü. Tesla makinesi sayesinde fay hattindaki
enerji birikimi çok yüksek düzeylere çikmadan,
gerilim daha küçükken,suni depremlerle desarj edilerek
bosaltilacak ve böylece büyük deprem önlenecekti.
Ancak teorinin denenmesi ve deneylerle gelistirlmesi gerekliydi. Hata
ve kusurlarin asgeriye indirilmesi sartti. Bunun içinde San Andreas
fay hattina benzeyen fay hattiyla, çatal yapan fay gruplarina ihtiyaç
duyuluyordu. Bu fay grubu ise Türkiye'deki Kuzey Anadolu fay hattiydi.
Geometrisi ve jeolojik yapisi ayni San Andera karakterindeydi. Kuzey Anadolu
fayi, tipa tip birbirine benziyordu. Bu fay üzerinde yapilacak bir
ön desarj deneyi Californiya'daki gelecekte olacak depremler için
çok sey ögretebilecekti. Amerika bu amaçla yillarca
deney yapti; bu ve buna benzer deprem bölgelerinde.Pentegon açisindan
da bulunmaz bir nimettir.
Bu suretle hem projeye masum bir kilif bulunuyor, hemde finansman için
yeni kaynaklar saglaniyordu. Ancak yinede toplu imha silahi olma özelligi
ile bu makine askeri nitelikteydi ve onunla ilgili hersey "Çok
gizli" damgasini tasiyordu. Iste Amerikali'lar bu nedenle Izmit'teki
fay hattindaki hareketleri ve enerji birikimini büyük bir gizlilik
içinde, herkesten habersiz ama çok yakindan takip ettiler.
MTA'nin ve diger jeolojik ölçüm kurumlarinin verilerini
inceleyerek ve uzaydan bölgeyi izleyerek burayi adeta abluka altina
aldilar. Son gerilimi de böylece çok önceden haber aldilar.
Ancak ABD'nin bölge ile ilgili bu hareketliligi ne kadar gizli olursa
olsun bazi kaynaklara sizmasini engelleyemedi.
Kanadali
bir bilimadami her nasilsa bu gizli verilere ulasarak, bölgede bir
deprem olacagini ve bunun için bölgenin takip altina alindigini
anladi. Ve bunu kendi amaçlari dogrultusunda yaklasik 48 gün
ve 240 km hata ile yayinladi. Ancak ne bu bilimadamina, ne de yayinina
daha sonra nedense kimse dikkat etmedi. Izlenen bu enerji birikimi bir
süre sonra depreme neden olabilecek büyüklüge erisecek
ve belkide Istanbul'u da tehdit edecek hale gelebilirdi. Bu noktada, Amerikalilar
acaba konuyu Türk makamlarina haber vermislermiydi.? Ama o gece Gölcük'te
askeri tesiste ve Marmara denizinde bu Tesla makinesi kurulmus ve çalismaya
hazir hale getirilmisti bile. Türk makamlarina acaba bilgi verilmismiydi.
Yoksa Türk makamlarina Istanbul'da olabilecek bir depremin basincini
azaltacak bir askeri sistemi deneyeceklerini mi söylemislerdi.? Yoksa
bunun rutin bir askeri durum oldugunu mu düsünüyorlardi.?
Bu
sorularin cevaplari hala bir sir. Gölcük
Donanma Komutanligi'nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma
karargahinda garip birseyler oldugunu farketmislerdi. Bu konuyla
ilgili bilgiler de nasil olduysa yukarida ismini zikrettigimiz dergide
yer almisti.
Peki
Israil askerlerinin bu projedeki yeri neydi.? Israilli askerler ve üst
düzey subaylar o gece Gölcük'te ne ariyorlardi.?
Bu devir teslim töreni her yil yapilan rutin bir ulusal törendi.
Uluslararasi bir kimligi yoktu. Ama Israil subaylari ve üst düzey
yetkilileri oradaydilar.! Bunun nedenini simdi çok daha iyi kavrayabiliyoruz.
Onlar oradaki Tesla makinesini kurmak ve çalistirmak ve onun gizliligini
korumak ve her ihtimale karsi bir seyler ters giderse onu imha etmek için
oradaydilar. Bizimkilerin ise bir seyden haberi yoktu. Bize güvenende
yoktu zaten. Is Israil'e ihale edilmisti. Ancak o gün nedense hiç
kimse Israillilere, bugüne kadar hiç katilmadiklari bu devir
teslim törenine neden katildiklarini sormadi. Ya saskinliktan yada
telastan, enkaz altinda kaç Israil askerinin öldügü,
kaçinin yaralandiginida soran olmadi. O felakette kaç Israil
askerinin öldügünü ne Genelkurmay yayinladi ne de
Israil böyle bir bilgi açiklamak nezaketinde bulundu. Herkese
verdikleri imaj ise oraya bize yardim için geldikleri seklindeydi.
Hemen bir hastane kurdular.
Yaralarimizi sarmaya yardimci olmak için
daha sonra o bölgede bir yerlesim merkezi kuracaklarini açikladilar.
Neden.? Esas amaçlari enkaz altindaki askerlerini ve önemli
askeri malzemeyi çikararak götürmekti. Gerisi paravan
operasyondu. Bizde "Bak su Israil'e, helal olsun, hemen yardimimiza
kostu." diyerek sevindik. Deprem neden gündüz bir saat'te
degilde çok ilginç bir sekilde gece tam 03:02'de oldu.?
Sanki 03:00 saati depremin baslamasi için özel olarak seçilen
bir saat gibi. Böyle geç bir saatte olacaklari kimsenin görmesi
olasi degil, gözlemci riski ise en az düzeyde. Tipki bir askeri
operasyonda oldugu gibi sanki talimatlara saat tam 03:00 olarak giren
baslangiç saatinde yesil isik yakilmis ve Tesla cehennem makinesi
yer altindaki siginakta ve deniz altinda çalismaya baslamisti.
En geç 1-2 dakika içinde de gücü en üst düzeye
ulasmis olacakti. Aynen de öyle oldu. Makine gürültüyle
enerji toplamaya baslamisti. Bu sirada, Avusturalya'da ve okyanus'ta bu
tür suni depremler öncesinde görülen elektrik bosalmasi,
hava yarilmasindan olusan isiklar ve patlamalar olustu atmosferde. Ve
arkasindanda makinenin bosalmasi ile birlikte yer yarildi ve olusturulan
enerji dogaya aktarildi.
Ancak
hesapta doganin oyunu yoktu. Olusan deprem hem beklenenden çok
uzun süreli, hemde çok daha güçlü çikti.
Siddeti 7.4'e ulastiginda Amerika'da aletler 7.8'I gösteriyordu.
Ve büyük bir patlama ile hersey kontrolden çikti. Tesla
deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayip parçalandi
ve ortaya çikan güç yeraltinda muazzam bir patlamaya
neden oldu. Ve bu yeralti labaratuvarlarinin tam üstündeki,
herseyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri barindiran ve 8 siddetindeki
depreme dahi dayanikli olmasi gereken askeri tesisler un-ufak olarak dagildi.
Hesaplarda hata yapilmis, belkide fay hattinin tepkileri ve enerji dagilim
degerleri yanlis hesaplanmisti. Her ne olduysa oldu ve doganin beklenmeyen
bu tepkisi bütün çevreyi yerle bir etti. Bir önlem
olarak tüm bölge ve hatta bütün Istanbul 4 saat süreyle
bir haberlesme ablukasi altina alindi. Elektrikler kesildi ve telefonlar
iptal edildi. Kimsenin birbiriyle haberlesmesi istenmiyordu. Cumhurbaskani
dahi sabahleyin "benimde telefonlarim kesikti" seklinde garip
bir açiklama yapacak ve bizde buna bir anlam veremeyecektik. Demirel
tam bir saskinlik içindeydi.
Ne
yapacaklarini bilemedikleri için ne Cumhurbaskani, ne de Basbakan
saatlerce birsey diyemedi, demeç veremediler. "Üzgünüz"
dahi diyemediler. Ancak sabah saat 09:00 sularinda televizyon ekranlarinin
karsisina geçip halka üstün körü bir açiklama
yapabildiler. Durum vahimdi. Hatta belkide Clinton dahi o anda konuya
ilk kez vakif olan yardimcilarindan ve olaganüstü Milli Güvenlik
konseyinden görüs aliyor ve Türkiye'ye nasil yardim edilecegini
hesapliyordu. Hemen gerekli sihhi yardim ekipleri organize ediliyor ve
bölgedeki tüm Amerikan askeri birlik ve filolarina Türkiye'ye
dogru hareket emri veriliyordu. Amerika diyetini Türkiye'ye tam destek
vererek ödemeye çalisiyordu adeta. Bu arada devreye Avrupa
ülkelerinin liderleri de giriyor ve belkide onlardan da Türkiye
için sözler aliniyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek
Türkiye'ye karsi olan hasmane tutumuna son vermesi saglaniyordu.
Tüm Bati baskentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Hersey kontrol
ve koordinasyon altindaydi; bir tek Türkiye disinda. Bizde ise sanki
bir emrivaki felakete karsi nasil tavir almalari gerektigine bir türlü
karar verilemiyor; kararsizlik içinde bocalayarak büyük
bir gizlilik içerisinde ne oldugunu anlamaya çalisiyorlardi.
Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasinda Bati'da bu hareketlilik yasanirken
bölgede de çok hizli ve çok gizli bir askeri hareketlilik
hakimdi. Ancak herkes kendi derdine düsmüs oldugundan bu olaganüstü
gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu isi planliyanlar,
gecenin karanligindan da yararlanip denizaltindan parçalari yere
vuran Tesla makinesinin kalintilarini toplayip, yeralti ve yerüstündeki
tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belkide insanlari canli canli
gömerek tüm izleri yok etmeye çalisiyorlardi. Ve bölgeye
son hizla gelen Rus arastirma gemisi dahi sabah saat 06:30'da bölgeye
vardiginda, havanin aydinlanmasiyla birlikte etrafa delil olabilecek tek
bir cisim bile kalmamisti. Deniz altinda olusan radyasyon anlasilmasin,
dibe çöken kalintilar arastirilmasin ve patlama sonucu meydana
gelen denizalti krateri ve çukur ortaya çikarilmasin diye
bu bölge derhal askeri karantinaya alinarak dalisa yasak bölge
ilan ediliyordu.
Bütün
bu temizlikler yapildiktan sonra, Ecevit ve daha sonra da Demirel'in bölgeye
gitmelerine izin veriliyordu. Onlarin dahi ne bölgeye uçuslarina,
ne de telefon irtibati kurmalarina izin vardi. Sanki koskoca Istanbul
ve kocaeli bölgesi uzaydan gelen yaratiklar tarafindan abluka altina
alinmiscasina tam bir haberlesme karanligina sokulmustu. Tek bir telefon
dahi çalismiyor, elektrikler verilmiyordu. Ancak Ecevit ve Demirel,
belki de olan biteni içlerine sindiremediklerinden olsa gerek,
evleri kendilerine mezar olan binlerce insanimizin da acisiyla bir türlü
rahat hareket edip halkla bütünlesemiyorlardi.
CNN haber spikerinin
"depremin ardinda PKK mi var?"
sorusuna, Ecevit ona "siz ne saçmaliyorsunuz, deprem ile PKK'nin
ne alakasi var?" bile diyemiyordu. Sadece spikerle gözgöze
gelmemeye dikkat ederek "sanmiyorum" gibi o günlerde bizi
epeyce sasirtan bir ifade kullaniyordu.
(Insan bu durumda sunu düsünüyor ''acaba haberleri varmiydi?''
Öyle ya Askeri bölgelerimizde kus bile uçurtmayanlar
nasil oluyorda Israil ve Amerikan Askerlerini; Uluslararasi bir kimligi
olmayan Devir Teslim Törenine çagiriyorlar ve orada bu makinalarin
kurulusunu görmüyorlar. Eger haberleri varsa ki umarim yoktur
bu Projenin uygulanmasina izin verenler bu millete nasil hesap verecekler.
Tarih yargilamayacak mi onlari)
Peki
Amerika ne yapti sonra.? Hemen tüm imkanlarini Türkiye için
seferber etmedimi.? Clinton Amerikan halkindan Türkiye'ye yardim
etmelerini istemedimi? Kasim'da Türkiye'ye gelecegini ilan edip,
Ecevit'in de bu arada Amerika'ya kendini ziyarete gelecegini haber vermedimi.?
Ecevit belki de Amerika'ya bu felaketin ve binlerce sehidin diyetini konusmaya
gidecekti. Nitekim gittide. Ardindan Clinton Türkiye'ye gelerek deprem
bölgesini ziyaret etti. ABD'nin bu asiri ilgisi sadece müttefik
olmasiyla açiklanamazdi. Bu arada, acaba hükümet içinden
sizan bazi bilgiler, bazi bakanlarin yabancilara karsi saldirgan tavir
takinmalarina neden olmus olamazmi.? Ilk anda çok yadirgadigimiz
Saglik Bakani Osman Durmus'un "yabancilara tek hasta bile vermem
ve onlardan kan da almam" demesini simdi yadirgayabiliyor musunuz.?
ABD'nin saygin gazetelerinden New York Post'un haberine bir de bu gözle
bakin: "Türk hükümeti, ABD'nin Deniz hastanelerini
kullanmiyor.. Türkiye'deki siddetli depremde 27.200'den fazla kisi
yaralandi. Ancak yetkililer tarafindan dün yapilan açiklamada,
depremin meydana geldigi tarihten itibaren geçen iki haftalik süre
içinde ABD tarafindan gönderilen Deniz Kuvvetleri'ne ait üç
adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanin bile tedavi edilmedigi
bildirildi. Türkiye'ye gönderilmis olan uluslararasi yardimin
çogunun kullanilmamasi Ankara'daki hükümetin elestrilmesine
neden oldu. Türkiye'de yayinlanan Radikal gazetesi dünkü
sayisinda 750 ton yardim malzemesiyle yüklü bir Israil gemisinin
üç gün süreyle gümrükte tutuldugunu yazdi.
ABD gemilerinin Izmit'e varisindan önce Türkiye Saglik Bakani
Osman Durmus'un bu gemilere ihtiyaç olmadigina iliskin sözlerine
genis bir sekilde yer verildi. Ancak ABD Büyükelçiligi,
aralarinda 600'den fazla yatak tasiyan Kearsarge adli geminin de bulundugu
üç adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyusmazlik
yasanmadigini bildirdi."
Ne
ölenlerimiz geri gelir, ne de anilarimiz. Ancak Izmit'te, Gölcük'te,
Yalova'da, Halidere'de, Avcilar'da, Bolu'da, Düzce'de ve daha nice
yerlesim merkezlerinde enkaz altinda yasamlarini yitiren binlerce Ahmet
Mehmet, Hatice, Ayse ve Ali'ye karsi bir vicdan borcumuzda mi olmayacak.?
Onlar geride gözleri yasli onbinlerce sevenlerini, sicakliklarindan
mahrum birakirken, sirf Kaliforniya'da Jony'ler, Susan'lar ve Alice'ler
yasasin diye yasamdan çalindiklarini dünya bilmesin mi..?